Corona’nın zihinsel ve fiziksel uzun vadeli yan etkileri var. Birçok ülke pandemi kısıtlamalarını yavaş yavaş kaldırıyor. İngiltere’de Temmuz ayının ortasından bu yana neredeyse hiç korona önlemi alınmadı ve şuan önlemleri tamamen kaldırdı.

Danimarka, İspanya, Portekiz, Polonya ve diğer Avrupa ülkeleri de korona tedbirlerini azalttı veya kaldırdı. 20’den fazla ABD eyaleti, önlemleri aylardır yürürlükten kaldırdı. DSÖ de bir açıklama yaptı ve yavaş yavaş normale dönmemizi, bu pandeminin artık bir endemi olarak görülmesi gerektiğini söyledi. İsveç’in tüm Corona dönemi boyunca zaten hiçbir önlemi yoktu, aşı olmak isteyip istemediğinden insanlar sorumluydu ve herhangi bir sokağa çıkma yasağı veya başka bir önlem uygulanmadı. Okullardaki çocukların maske takma zorunluluğu yoktu, spor ve diğer etkinliklere normal şekilde devam edebildiler.

2 yıllık Corona deneyiminden sonra tam olarak biliyoruz ki; çocuklar ve gençler kendilerini korurlarsa ve sağlıklı yaşarlarsa bağışıklık sistemleri tarafından neredeyse %100 korunurlar. Birleşik Krallık genelindeki ‘enfeksiyon oranları’ rakamlarına, yani kaç tanesinin yeni enfekte olarak bildirildiğine ve yaşa göre dağılımına bakalım. Burada da yaş grubuna bağlı olarak aşılı kişilerde yeni enfeksiyon sayısının aşısızlara göre iki kat fazla olduğu görülmektedir.

Ancak bu grafik, enfeksiyon oranı ile aşılama oranı arasında da net bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Aşılama oranı ne kadar düşükse, enfeksiyon oranı o kadar düşük olur. Genç insanlarda aşılama oranı düşük olduğu için, enfeksiyon oranı da daha düşüktür. 50 yaşından itibaren aşılama oranı yüzde 90’ın üzerine çıktığı için bu durumda enfeksiyon oranı aşılanmamış insanlara göre iki kat daha fazladır.

İsveç ve Avusturya karşılaştırıldığında (aynı sayıda nüfus), aynı sayıda ölüme maruz kalındı ama İsveç neredeyse hiç ekonomik ,sosyal-ekolojik zarar görmedi. Türkiye’de de bazı gevşemeler yapıldı, ancak okullarda hala maske takılması gerekiyor.

İnsanlar arasındaki bu belirsizliğin uzun zaman önce durması gerekirdi. Bu 2 yıllık Corona önlemleri nedeniyle şimdiye kadar ne gibi sorunlar olduğunu az da olsa görebildik. Özellikle çocuklarda ve ergenlerde ve aynı zamanda yetişkinlerde de hastalıkların 3 ana sonucunu görün.

Depresyon, anksiyete ve uyku bozukluklarının yanı sıra birçok ruhsal bozukluk da büyük oranda arttı! İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre, insanların üçte biri Covid 19 hastalığından kurtulduktan sonra nörolojik ve psikiyatrik hastalıklara yakalanıyor.

Bunlara depresyon, anksiyete veya uyku bozuklukları dahildir. Homeopatik pratiğimden ,bu depresyonlardan, korkulardan veya uykusuzluktan önce bu insanların çoğunun ilk başta çok agresif hale geldiğini görüyorum, bunu özellikle birçok genç insanda görüyoruz.

Bu agresifliğin, saldırganlığın aile içinde veya başkalarına yönelik çarpıcı bir biçimde arttığını görebiliriz! Ama  bu durum gitgide daha çok artarak, kendine düşman olmak, tırnak yemek, kol veya bacak kesmek ya da intihara kadar  vs. her şeye yol açar.

Ruhr Üniversitesi Bochum’da Klinik Psikoloji ve Psikoterapi Profesörü Jürgen Margraf, Deutschlandfunk radyosunda şunları söyledi: Prof.Jürgen Margraf, Almanya’daki ilgili istasyonlarda intihar girişimleri nedeniyle acil başvuruların arttığını gösteren, yeni rakamlar olduğunu söyledi. Anksiyete daha küçük çocuklarda, depresyon daha büyük çocuklarda ve ergenlerde artma eğilimindedir.

Prof.Jürgen Margraf, “Korku, pandemide rol oynamaya devam ediyor ve gelen her yeni bilgi ya bizi sakinleştirebilir ya da duruma bağlı olarak bizi yeniden şiddetli bir şekilde endişelendirebilir.

Bir rehber öğretmenle konuşmamız sırasında bana; Covid’den önce çalıştığı okulda sorunlu öğrenciler hakkında 3 tane yazılı şikayetler aldığını, ancak son 5 ayda 70’in üzerinde yazılı şikayet ( bıçaklama, saldırma, uyuşturucu gibi)  ve kınama cezası yapıldığını anlattı. Bu sadece buzdağının görünen kısmı!

Korona önlemlerinin bir sonucu olarak depresyondan muzdarip insanlar, çok daha kötü durumda. Bu, Alman Depresyon Yardım Vakfı tarafından yapılan çalışmalarla gösterilmiştir.

Vakfın başkanı Ulrich Hegerl şunları söyledi:

Almanya’da halihazırda tedavi gerektiren depresyondan muzdarip olan beş milyondan fazla insan, corona önlemlerinden sonra daha kötü durumda. Kendileri etkilenmemiş olanlar, bazen depresyonu olan insanların çektiği acının ne kadar büyük olduğunu bilemezler. Almanya’da, daha önce bahsettiğim gibi pandemi birçok ülkede sona ermiş veya yalnızca birkaç önlem alınmış olsa da, hala önlemlerin sıkılaştırılmasından söz ediliyor.

Ancak pandemi ile savaşmak için pek yardımcı olmadılar, artık bunu da biliyoruz. Çoğunluk 2-3 kez aşılanmış olsa da, aşılanmamışlar kadar bulaşıcıdır. Bu yüzden sadece kendilerini korumaya hizmet ederler, ki bu da küçük bir ihtimal. Ve bize ne gibi sonuçlar getireceklerini henüz bilmiyoruz, sadece tahmin edebiliriz.

Pandeminin üzerinden neredeyse iki yıl geçmesine rağmen hala sadece aşı uygulanması tek tedavi yöntemi ise, bunun gerçekten sağlıkla ilgili olup olmadığını sormak gerek. Evdeki insanlar,  genellikle tek başlarına kalıyorlar, sosyal bağlantılarından koparak yaşıyorlar ve  çoğu zaman bu kalıcı bir hal alarak devam ediyor. Bu hiç de insani değil ve kesinlikle sağlıklı değil. Daha kötü koşullarda yaşayanlar, bu insanlık dışı önlem ve düzenleme politikasının sonuçlarından çok acı çekiyorlar. Özellikle yoksullar, yaşlılar, çocuklar, kapatma ve benzerlerinin sonuçlarından en çok zarar görenlerdir.

Bazı tıp uzmanlarına göre, altı aya kadar süren karantina sırasında 500 kadar çocuk intihara teşebbüsten hastaneye kaldırıldı. Düşünün kendi hayatlarına son vermek isteyen çocuklar…

Çoğu durumda, kaygı uzun süre devam ederse, depresyona da yol açabilir. Ve bizim verilerimiz bunu gösteriyor. Zamanla kaygı, depresyon ve stres bozukluklarında önemli artışlar görüyoruz. Korku bir duygudur ve bizi hayatta kalmamız için tehlikelere karşı uyarır ve hızlı harekete geçmeye hazırlar.

Ve ilk otomatik reaksiyon inanılmaz derecede hızlıdır. O kadar hızlı ki düşünmeden hareket ettirir. Oysa ki düşünme ortaya çıktığında, korku tepkisi de değişir. İnsanlar olarak sosyal varlıklarız. Başkalarının ne yaptığı, ne düşündüğü ve nasıl davrandığı bizim için çok önemlidir. Korku bulaşıcıdır. Gelişim tarihimizde, grup olarak hareket etmemiz için bu durum büyük bir avantajdı. Hayatta kalmamızı önemli ölçüde iyileştirdi.

Bu nedenle, diğer insanlar korktuğunda gerçekten tepki vermemiz de normaldir.  Şu sıralar kendi  korkularımız ve kollektif korkular ortaya çıkarak ikisi birleşerek çalışıyor. Ve şu anda tam olarak gördüğümüz şey bu. Özellikle, sosyal medyayı kullanan, yani dışarıdan filtrelenmiş veya çarpıtılmış bilgiler alan kişilerle büyük sorunlarımız var. Aslında özellikle gençler arasında büyük sorunlar görüyoruz.

Hatta bazen çok dramatik. Çocuklar ve gençler, akranlarının, sosyal çevrelerinin özellikle önemli olduğu bir aşamadadır. Okulların kapanması ne kadar uzun sürerse, ruh sağlığı sorunlarının o kadar büyük olduğunu gösteren rakamlar var.Ve buna korku da dahildir.

Korku ve kaygı ile başa çıkmak için öncelikle fiziksel olarak aktif olun. İkincisi, medya tüketimini sınırlayın. Üçüncüsü ,bilgi kaynaklarının net bir kalite kontrolünü yapın. Herhangi birinin söylediği herhangi bir şey, kaliteli medyada okuduklarınızdan daha az güvenilirdir. Ve bu, özellikle bu durumda belirgindir. Ancak en önemli şey birlikte yaşamayı teşvik etmektir.

Birliktelik duygusunu artırın.

Tüm yaş gruplarında anksiyete bozuklukları, depresyon ve uyku bozukluklarında belirgin bir artış görülmektedir. Yeme bozuklukları, madde kötüye kullanımı ve kötü niyetli medya ve internet kullanımı da artıyor. Herkes ağız ve burun koruması takıyor, diğer insanlarla temas aniden ciddi şekilde kısıtlanıyor ve virüs korkusu günlük yaşamda dolaşıyor.

Nüfustaki yaygın korkular her geçen gün artıyor, bu duruma bir an önce son verilmesini istiyorum. Bu belirsiz zamanlar öncelikle ruhu ve zihni etkilediğinden ve ancak belirli bir süre sonra beden üzerindeki etkileri belirgin hale gelir. Tüm bunlar yaşam gücünün dengesinin bozulmasına neden olur, bu durum tabii ki bağışıklık sistemimizi de zayıflatır, bu da daha hızlı hastalanmamız anlamına gelir ve hastalığı (semptomları) yaşam enerjisi bize ,yaşam gücümüzün dengelenmesi(ruh, beden, zihin uyumu), yani iyileşmek için gösterir.

Ve biz homeopatlar olarak, yaşam gücünün bize gösterdiği çeşitli semptomları, onları tekrar dengeye getirmek için uygun bir ilaç bulmak için kullanabiliriz. Bu zamanda homeopatiye çok ihtiyaç duyulduğuna inanıyorum. Büyük bir değişim içindeyiz ve bu değişimle nazikçe, hızlı ve kalıcı olarak zarar görmeden başa çıkabilmemiz için homeopatiye ihtiyacımız var.

Tüm bu olumsuzlukları zihinsel olarak, nasıl daha olumlu bir dünyaya dönüştürebiliriz, bir sonraki bloğumda anlatacağım.

Sevgi ve saygılarımla, Rita Berta Kaya


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.