Eğer uygulama kurallarına bağlı kalırsak, homeopati ve Ho`oponopono da kolaylıkla, başarılı oluruz. Homeopatik formülde 4 kural vardır;

1. Benzerlik kanununa uymak
2. Materia Medika ( Homeopatik İlaçlar Öğretimi )
3. Sadece tek ilaç
4. Minimum doz

Ho’oponopono formülü ile 4 şifalı cümle vardır:

Özür dilerim,
Beni Affet lütfen,
Teşekkür ederim,
Seni seviyorum.

Ho´oponopono ile hayatınızda olan her şey; olaylar, karşılaşmalar, ikamet yerleri, yolculuklar, tüm bunlar anılarınızın ürünleridir. Gerçekte, bütün anılar tarafından kontrol ediliyorsunuz. Başınıza gelen ve sizi etkileyen her şeyin kaynağı bir anıdır.

Ve belirttiğim 4 formül ile bunlar silinebilir. Homeopatide bizi kronik olarak hasta eden her şey miazmalarda (epigenetik anılarda) depolanır, bunlar bizi etkiler ve benzer homeopatik ilaçlarla zamanında yok edilmezlerse her zaman yeni hastalıklar yaratırlar.

Ho’oponopono’nun amacı, sizi hayatınızda bir engel olan, olası bir acı, ağrı veya ıstıraba sebep olan her şeyden kurtarmaktır. Hayatınızdaki her durumun, her olayın, her karşılaşmanın arkasında bir hatıra olduğu için bunların silinmesi gerekir.

Bu hatıraların silinmesi için cümlelerle bilinçaltına rica ediyorsunuz:

“Özür dilerim, lütfen beni affet, teşekkür ederim, seni seviyorum” Bu şekilde bilinçaltının bu anıları bırakması, onları silmesi, ilahi olanla bağlantılı olan ruhundan arındırılmasıdır. Yıllar önce telefonunda olan ama silmeyi unuttuğun bir resim gibi.

Bu görüntü (hafıza) aracılığıyla içindeki öfke, nefret, üzüntü vb. belirli duygular uyandırılır. Tek yapman gereken bu resmi silmek!!! Ho’oponopono her durumda uygulanabilir. Sabah uyanır uyanmaz anıları temizlemeye başlayabilirsiniz, örneğin o gün önünüze çıkan karşılaşmaları düşünerek, bunlardan hangisinin bir engel ya da sizi rahatsız ettiğini bilmeseniz bile.

Her karşılaşma için, “Özür dilerim, lütfen beni bağışlayın, teşekkür ederim, sizi seviyorum” deyin ki bu karşılaşmalar olabildiğince faydalı olsun. Ho’oponopono’yu arabada, metroda, işte veya aile içinde de uygulayabilirsiniz: Rahatsız edici bir durum veya anlaşmazlık ortaya çıkar çıkmaz bunlar bir arınma vesilesi olur, çünkü onlar hatıralardır.

Ancak bundan arınmak ve ondan kurtulmak için önce sorumluluk almalı ve olan biten her şeyin eski anılarımızdan geldiğini kabul etmelisiniz.

Gandhi, “Dünyada görmek istediğin değişim sen olmalısın” derdi.

Dünya sadece bizim kim olduğumuzun bir yansıması olduğu için, biz değiştikçe o da kendini değiştirir.

Dünya, biziz!

Buna alışkınız ve suçluyu dışarıda aramak için sürekli teşvik ediliyoruz. Bu, mağdur bir bakış açısı benimsemenize neden olur. Acımızdan hep başkaları sorumludur, doktor, erkek, kadın, çocuklar, öğretmen, sağlık alanında pratik günah keçileri bulunmuştur, virüsler, tütün, çevre kirliliği vb.

Hastalıklarımız, borçlar, aldatmalar vs. için başkalarını suçluyoruz. Peki, ne oluyor? Mağdur olup bir başkasını suçlayıp, onu güçlendiriyoruz ve gücümüzden vazgeçiyoruz! Sorumlu kişi başka bir yerde olduğu için onları ona veriyoruz ve artık hayatımızı kontrol etmesine izin veriyoruz. Bunun anlamı şudur: Kazanızdan bir dış aktör sorumluysa, o sizin üzerinizde tüm güce sahiptir!

Kontrolü başkalarının ellerine verdiniz, bunu hayatımız boyunca her zaman yaparız.

Ama başınıza gelen her şeyin yaratıcısı olduğunuzu fark ettiğinizde, realitenizi değiştirebilirsiniz.

O anda, başınıza gelenlerden kendinizden başka kimsenin sorumlu olmadığını varsayarak, gücünüzü yeniden kazanırsınız.

Artık başkalarının “suçlusu” değil. Sadece içinizde neyin değiştirilmesi ve iyileştirilmesi gerektiğini size göstermek için hayatınıza girdiler. Başkasını değiştiremeyiz, sadece kendimizi değiştiririz!!! Burada size bir “slayt projektör” ile bir örnek vereceğim. Slayt projektör, görüntüleri arka arkaya ekrana yansıtan bir cihazdır.

Bu resimlere biriyle rahatça bakıyorsunuz ve aniden ekranda bir görüntü beliriyor ve bu sizde bir öfke, kin duygusu uyandırıyor. Öfkeye kapılırsınız, perdeyi paramparça etmek istersiniz, ama görüntüyü yok edemezsiniz çünkü görüntüler arkadaki duvara yansımaya devam eder. Duvarı ortadan kaldırsalar bile, resmi ortadan kaldırmak için uygun bir yöntem olmayacaktır.

Ama herkes biliyor, bir projektör tarafından duvara yansıtılan bu görüntüyü değiştirmek için tek yapmanız gereken cihazdaki resmi silmektir.  Biz bir nevi o projektör gibiyiz. Bir problem ortaya çıktığında, sanki neden(ler) sizden ayrı, sizinle ilgisi yokmuş gibi, çözümü hemen dışarıda ararsınız, bu olay sizinle bağlantılı değilmiş gibi “Suç” u hemen başkasına yansıtırsınız.

Aslında suç yok. Ne sizde, ne de bir başkasında! Biz sadece anılarımızı yaşıyoruz. Gerçekte bu olayın algılanması aslında sadece düşüncelerinizin, inançlarınızın ve anılarınızın yansımasıdır. Ho`oponopono’nun odak noktası, travmatik çocukluk anıları, yıkıcı düşünce, davranış kalıpları, sağlıksız davranışlara ve yanlış anlamalara yol açan atalardan kalma programlar gibi külfetli “verilerin” silinmesidir.

Bilinçaltımız olan “İç Çocuğumuza” yeniden bağlanarak duygu ve davranışlarımızın yüzde 100 sorumluluğunu alıyoruz. Kuantum fiziğinin kanıtladığı gibi, tüm insanların birbirine bağlı olduğu varsayıldı ve buna göre “var olan bir sorunun” sorumluluğu bütün insanlara ait olduğu anlaşıldı.

Dr.Hew Len tıbbi kayıtları defalarca okudu ve inceledi.

Ne zaman nefret, öfke, anlayışsızlık, hayal kırıklığı gibi olumsuz duygularla karşılaşsa kendi kendine şu soruyu soruyordu: İçimde bu duygularla temasa geçen ve hayatımda benimle karşılaşan ne var?  

O andan itibaren  “ ve siz de yapabilirsiniz “ şu cümleleri kurdu:

Özür dilerim  (yani ben bu problemi kendim yarattığımı kabul ediyorum) ya da özür dilerim çünkü o anıların içimde olduğunu bilmiyordum.

Lütfen beni affet. (sizi veya başkalarını bilerek veya bilmeyerek incittiysem).
Seni seviyorum. (Seni ve kendimi koşulsuz seviyorum ve sende ilahi olanı görüyorum).
Teşekkür ederim. (sorunu tanımama ve iyileştirmeme izin verdiğiniz için).

Bağışlama, ho’oponopono sürecinin merkezi ekseni olarak görülebilir. Af dilemek büyük bir samimiyet ve derin bir alçakgönüllülükle yapıldığında, korkular ve direnç yavaş yavaş çözülebilir ve tam bir sevgi duygusuna yer bırakabilir. Affetmek, gerçekten de egonun pençesinden kurtulabileceğiniz ve o sonsuz özgürlük ve huzur alanına, yani kalbin alanına girebileceğiniz bir kapıdır.

Af dilemeyi seçerek, gururumuzu ve kendimize verdiğimiz önemi alçakgönüllülük ve sadelikle değiştiririz. Böylece özgürlüğümüze yeniden kavuşuruz. Affetmek bir sevgi eylemidir, tam bir teslimiyettir. Sevgi her yerdedir, farkında olsak da olmasak da her şeyin, evrenin, tüm canlı organizmaların uyumunu, birliğini ve bağlantılılığını sağlar.

Her şey sevgi, biz sevgiyiz. Bu sözlerle bugünkü yazımı sonlandırıyorum. “Özür dilerim, lütfen beni affet, teşekkür ederim, seni seviyorum”

Rita Berta Kaya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.