Çocuğum Gerçekten Hasta mı? Yoksa Yaşam Gücü Kendini mi İfade Ediyor?

Bugün giderek daha fazla çocuğa çeşitli tanılar konuluyor. Dikkat ve konsantrasyon sorunları, davranış problemleri, duygusal sorunlar, öğrenme güçlükleri… Ve birçok anne-baba kendini çaresiz ve güvensiz hissediyor.

Şu soruyu soruyorlar: “Çocuğumda ne sorun var?” Oysa homeopatik açıdan biz farklı bir soru soruyoruz: “Çocuğum bize ne anlatmaya çalışıyor?” Çünkü her belirti bir anlam taşır.

Samuel Hahnemann, bundan 200 yılı aşkın bir süre önce, belirtilerin yalnızca bedenin yaptığı bir “hata” olmadığını gözlemlemişti. Homeopatik bakış açısına göre yaşam gücü, insanı sürekli bir denge içinde tutmaya çalışır. Bu denge bozulduğunda organizma tepki verir. Bazen ateşle, bazen bir cilt döküntüsüyle, bazen huzursuzlukla, bazen korkularla. Bu nedenle yalnızca “Bu belirtiyi nasıl ortadan kaldırabilirim?” diye sormak yerine, “Bu belirti neden ortaya çıktı?” sorusunu da sormak gerekir.

Örneğin “huzursuz” olarak tanımlanan bir çocuğa bakalım. Bir çocuğun sürekli hareket etmek istemesi gerçekten onun hasta olduğu anlamına mı gelir? Yoksa hareket etmek, keşfetmek, koşmak ve dünyayı bedeniyle deneyimlemek onun doğal yapısının bir parçası mı? Özellikle bazı erkek çocuklarında güçlü bir hareket ihtiyacı görebiliriz. Koşmak isterler, tırmanmak isterler, keşfetmek isterler, denemek, dokunmak ve deneyimlemek isterler.

Saatler boyunca hareketsiz oturmak ise bazı çocuklar için gerçekten büyük bir zorlanma olabilir. Elbette sessizce oturabilen çocuklar da vardır. Ama her çocuk aynı değildir. Bir çocuğun düşüncelerinin başka yerlere kayması da hemen onunla ilgili bir “sorun” olduğu anlamına gelmez. Belki de o çocuk dünyayı kendine özgü bir şekilde algılıyordur.

Çocuklar neden bu kadar hassas?

Çalışmalarımda özellikle son yıllarda çok hassas çocuklarla daha sık karşılaştığımı gözlemliyorum.

Birçok anne-baba bana şöyle söylüyor: “Çocuğum her şeyi hissediyor.”

Çocuk evdeki gerginliği hissediyor, yüksek seslere tepki veriyor, anne ve baba arasındaki tartışmalardan etkileniyor ve çevresindeki insanların duygularını çok güçlü bir şekilde algılıyor. Bu çocuklara bazen “aşırı hassas” deniliyor. Oysa homeopatik açıdan baktığımızda, bu hassasiyeti her zaman bir zayıflık olarak görmeyiz. Bazen bu, çocuğun dünyayı çok daha yoğun algılama biçimidir. Ve böyle çocukların öncelikle yargılanmaya değil, anlaşılmaya ihtiyaçları olabilir.

Çocuğun yaşadığı ortamı da gözlemlemek gerekir. Çocuk ailesinden ve yaşadığı ortamdan bağımsız değildir. Evde sürekli tartışmalar varsa, korku, baskı veya belirsizlik varsa, çocuk bunlardan etkilenebilir. Bazı çocuklar öfkeyle tepki verir, bazıları içine kapanır, bazıları ise duygularını bedensel belirtilerle ifade eder. Karın ağrıları, uyku problemleri, cilt sorunları, tekrarlayan rahatsızlıklar…

Çocukların dili her zaman kelimeler değildir. Bazen çocukların dili belirtileridir.

İşte burada homeopatik bakış açısı farklı bir soru sorar: Belirtiyi yalnızca ortadan kaldırmak mı istiyoruz?  Yoksa çocuğun bize ne anlatmaya çalıştığını mı anlamak istiyoruz?

Belirtiler bedenin düşmanı mı?

Homeopatik bakış açısında belirtilere yalnızca düşman olarak bakmayız. Onları anlamaya çalışırız. Belirti, organizmanın dengesini yeniden kurma çabasının bir ifadesi olarak değerlendirilebilir. Burun akıntısı, ateş, ciltte döküntü… Bunların her biri organizmanın verdiği bir tepki olabilir. Bu nedenle yalnızca belirtiye odaklanmak yerine, belirtinin neden ortaya çıktığını ve çocuğun bütününü anlamaya çalışmak önemlidir.

Diş çıkaran bir çocuğu düşünün. Diş çıkarırken bazı çocuklarda ağlama, huzursuzluk, öfke ve uyku problemleri görülebilir. Klasik homeopatide nesiller boyunca gözlemlenen bazı tipik çocuk tabloları vardır.

Örneğin; Chamomilla tablosunda çocuk çok huzursuz olabilir. Hiçbir şeyden memnun olmayabilir. Kucağa alınmak isteyebilir. Ağlayabilir ve sakinleştirilmesi çok zor olabilir.

Bu tür gözlemler, klasik homeopatik literatürde uzun zamandır ayrıntılı olarak tanımlanmıştır. Deneyimli bir homeopat için burada yalnızca “diş çıkarıyor” bilgisi yeterli değildir. Çocuğun nasıl tepki verdiğine, ne istediğine, neyin onu rahatlattığına ve bütün davranış biçimine bakılır. Çünkü homeopati için yalnızca hastalığın adı değil, çocuğun kendine özgü belirtileri önemlidir.

Belki de en önemli soru şudur: Belki de anne babaların kendilerine sorması gereken “Çocuğum hangi ilaca ihtiyaç duyuyor?” sorusundan önce, “Çocuğum bana ne anlatmaya çalışıyor?” sorusunu sormaları gerekir.

Çocuğumun davranışını gerçekten gözlemliyor muyum? Onu yalnızca bir tanı üzerinden mi değerlendiriyorum? Yoksa onun bireyselliğini ve hassasiyetlerini de görüyor muyum?

Çünkü belirtilerin dilini anlamaya başladığımızda, hastalığa, sağlığa ve çocuğun gelişimine bakışımız da değişebilir.

Homeopatik yaklaşım çocuğu yalnızca bir tanıdan ibaret olarak görmez. Çocuğun bütününe bakar. Her çocuk benzersizdir. Her çocuğun kendine özgü bir yapısı, hassasiyetleri, tepkileri ve yaşam deneyimleri vardır. Belki de çocuğumuzu gerçekten anlamanın ilk adımı, onu hemen değiştirmeye çalışmak değil, önce onu dikkatle gözlemlemektir.

Çocuğunuzu daha iyi anlamak ve klasik homeopatiyi daha yakından öğrenmek isterseniz, Dynamis Şifa Atölyesi’nde çocuklar ve aileler için düzenlediğimiz eğitim ve workshop çalışmalarımıza katılabilirsiniz.

Sevgiyle,

Rita Berta Kaya