Kahve ve Homeopati

Günlük Hayatımızdaki Alışkanlıklar Tedaviyi Neden Etkileyebilir?

Sabah uyandıktan sonra, ofiste, arkadaşlarımızla buluşurken veya sadece gün içinde şöyle bir kahve içmek istediğimizde:

Birçok insan için kahve bugün günlük yaşamın tamamen doğal bir parçası.

Ancak klasik homeopatide kahve, Hahnemann’ın zamanından beri bambaşka bir bakış açısıyla ele alınmaktadır.

Çünkü kahve sadece bir keyif içeceği değildir.

Kahve aynı zamanda homeopatik bir ilacın başlangıç maddesidir:

Coffea cruda.

Kahve, daha doğrusu içerdiği kafein, özellikle hassas kişilerde veya yüksek miktarda tüketildiğinde aşağıdaki belirtilere yol açabilir:

⚡ zihinsel aşırı uyarılma
⚡ düşüncelerin hızlanması
⚡ huzursuzluk
⚡ uykusuzluk
⚡ artmış hassasiyet
⚡ çarpıntı
⚡ sinirlilik

İşte bu tür karakteristik etkiler, homeopatik materia medica açısından özellikle ilgi çekicidir.

Çünkü homeopatinin temel düşüncelerinden biri şudur:

Sağlıklı insanda belirli belirtiler oluşturabilen bir madde, potentize edilmiş formda ve benzerlik ilkesine göre benzer bir belirti tablosunun tedavisinde kullanılabilir.

“Benzer, benzer ile iyileştirilir!”

Coffea cruda da bu anlayış doğrultusunda homeopatik bir ilaç olarak ortaya çıkmıştır.

Eğer kahve kendisi bir homeopatik ilaçsa…

O zaman önemli bir soru ortaya çıkıyor:

Homeopatik bir tedavi sırasında her gün kahve içersem ne olur?

Klasik homeopatide kahve geleneksel olarak birçok homeopatik ilacın etkisini bozabilecek bir antidot veya olası bir engelleyici faktör olarak kabul edilir.

Homeopatik öğretiye göre:

Kahve, bir homeopatik ilacın etkisini azaltabilir veya değiştirebilir.

Bu nedenle klasik homeopatik tedavi sırasında, özellikle gözlem süresi boyunca, kahveden uzak durulması sıklıkla önerilmiştir ve hâlâ önerilmektedir.

Ve tam da burada, o zamanki yaşam biçimi ile günümüz arasındaki önemli bir fark ortaya çıkıyor.

Hahnemann’ın zamanı ve günümüz

Yaklaşık 200 yıl önce, Dr. F. Samuel Hahnemann’ın zamanında, insanların kahveyle ilişkisi bugünkünden farklıydı.

Kahve o dönemde zaten biliniyor ve tüketiliyordu.

Ancak pahalı bir lüks üründü ve büyük ölçüde soyluların ve toplumun üst kesimlerinin tüketimine ayrılmıştı.

Osmanlı İmparatorluğu’nda ise kahve 16. ve 17. yüzyıllarda çeşitli dönemlerde yasaklanmıştı.

Ancak o dönemin kahve kültürü, günümüzdeki günlük ve bazen günde birçok kez tekrarlanan kahve tüketimiyle karşılaştırılamaz.

Bugün kahve bazı insanlar için şöyle bir rutine dönüşebiliyor:

sabah → kahve
öğlen → kahve
yemekten sonra → kahve
öğleden sonra → kahve
hatta bazen akşam → kahve

Böylece ara sıra tüketilen bir keyif içeceği, günlük ve tekrarlanan bir uyarılmaya dönüşüyor.

İşte tam burada konu, homeopatik açıdan ilginç hale geliyor.

 “İyileştirebilen, benzer belirtileri de oluşturabilir”

Homeopatik materia medica’nın temel düşüncelerinden biri şudur:

Bir madde sağlıklı insanda belirli belirtiler oluşturabiliyorsa, yeterli benzerlik bulunduğunda benzer belirtilerin tedavisinde kullanılabilir.

Fakat bundan ikinci bir düşünce de ortaya çıkar:

Düzenli olarak ve uzun süre alınan bir madde, herkeste ve özellikle hassas kişilerde bazı şikâyetlere yol açabilir.

Bu yalnızca potentize edilmiş homeopatik ilaçlar açısından önemli değildir.

Potentize edilmemiş başlangıç maddesinin kendisi de insan üzerinde etkiler oluşturabilir.

Kahvede bunu özellikle açık bir şekilde gözlemleyebiliriz.

Örneğin uzun süre boyunca çok fazla kafein tüketen bir kişi giderek artan sinirlilik, uyku problemleri veya içsel huzursuzluk yaşayabilir.

Bu, öncelikle homeopatik bir teori değildir; kafeinin bilinen bir etkisidir.

Homeopati ise bir adım daha ileri giderek şu soruyu sorar:

“Bu madde insanda hangi karakteristik belirtileri oluşturuyor?”

Hahnemann: “Bir dozun büyük olması gerekmez”

Hahnemann, ilaç anlayışında bir dozun etki gösterebilmesi için mutlaka çok büyük miktarda olması gerekmediği görüşündeydi.

Bunu basit bir örnekle açıklayabiliriz:

 Bir insan bir gül koklar ve hemen güçlü bir tepki verir.

Başka biri ise bir gül bahçesinde oturup yüzlerce gül koklayabilir ve hiçbir özel tepki fark etmeyebilir.

İnsanlar farklı tepki verir.

İşte bu nedenle klasik homeopatide yalnızca miktar önemli değildir. Aynı zamanda:

• bireysel duyarlılık
• maruziyetin sıklığı
• maruziyetin süresi
• maddenin niteliği
• ve kişinin bu maddeye verdiği bireysel tepki de önemlidir.

Bu, “Kahve hastalık yapar” anlamına mı geliyor?

Hayır – konu bu kadar basit değil.

Kahve temelde “kötü” değildir.

Bilimsel açıdan da kahvenin etkileri karmaşıktır ve diğer faktörlerin yanı sıra tüketilen miktara, bireysel duyarlılığa ve kişinin sağlık durumuna bağlıdır.

Klasik homeopatinin sorusu ise daha çok şudur:

“Bir madde bu kişide neye yol açıyor?”

Ve tam da bu bireysel gözlem, homeopatik düşüncenin önemli bir unsurudur.

Asıl soru şu değildir:

“Kahve içebilir miyim?”

Asıl soru şudur:

“Kahve bana ne yapıyor?”

Beni uyanık mı tutuyor?

Yoksa beni aşırı mı uyarıyor?

Konsantrasyonumu mu artırıyor?

Yoksa beni sinirli mi yapıyor?

Sonrasında uyuyabiliyor muyum?

Her gün kahve içtiğimde bedenimde ne değişiyor?

Ve birkaç gün kahveyi bıraktığımda ne oluyor?

Alışkanlık yerine gözlem.

Bu, klasik homeopatiyle son derece uyumlu bir yaklaşımdır.

Ve işte burada homeopatın sorumluluğu başlıyor

İyi bir homeopat sadece:

“Kahve yasak.” dememelidir.

Kahvenin klasik homeopatide neden problem oluşturabileceğini, hangi maddelerin olası şekilde tedaviyi etkileyebileceğini ve kişinin bireysel tepkisinin neden önemli olduğunu açıklamalıdır.

Çünkü homeopati:

“Herkes için tek bir kural” değildir.

Aksine:

İnsanı gözlemlemek.
Tepkisini anlamak.
Benzerliği fark etmek.
Ve mümkün olduğunca az, ama hedefe yönelik müdahale etmek.

Daha önce burada birkaç kez bahsettiğim gibi, Organon’un §4’ünde de homeopatın görevlerinden biri, sağlığın koruyucusu olmaktır.

Çünkü bazen önemli olan, bedenimize daha ne verebileceğimiz değildir.

Belki de bir süreliğine bedenimizden neyi uzaklaştırmamız gerektiğidir.

Bu yazımızda sizlere kahvenin üzerimizdeki etkilerini ele alarak, homeopatik bakış açısıyla yaklaşımın nasıl görünmesi gerektiğini anlattım. Bir sonraki yazımızda sizlere yine Klasik Homeopatik bakış açısıyla “nane”den bahsetmek istiyorum.

Sevgiyle,
Rita Berta Kaya
❤️