Orman Sağlığın İlacıdır.

En son ne zaman ormana gittin “koşmak, hızlıca yürümek ya da bir şey başarmak için değil”, sadece orada olmak için?
Belki de bugün yeniden öğrenmemiz gereken şey tam olarak budur:
Hiçbir şey yapmak zorunda olmamak.
Hiçbir şey başarmamak.
Hiçbir şey tüketmemek.
Sadece nefes almak.
Japonya’da bunun özel bir adı var: Shinrin-yoku – Orman Banyosu.
“Shinrin-yoku, 1982 yılında Japonya Orman Ajansı tarafından bir orman banyosu uygulaması olarak ortaya konmuş ve günümüzde dünya çapında yaygınlaşmıştır.”
Link
Burada amaç mümkün olduğunca çok kilometre yürümek değildir. Amaç, bütün duyularımızla ormanın atmosferine girmektir.
Ağaçların kokusunu hissetmek.
Rüzgârın tenimize dokunuşunu fark etmek.
Kuşların sesini dinlemek.
Yaprakların arasından süzülen ışığı izlemek.
Yavaşlamak.
Daha derin nefes almak.
Ve birden fark ederiz:
Bedenim gevşeyebiliyor.

🌲 Orman Banyosu sırasında bedenimizde ne olur?
Bilimsel araştırmalar, ormanda geçirilen zamanın kısa vadede gevşemeyle, daha düşük kalp atım hızıyla ve bazı durumlarda daha düşük kan basıncıyla ilişkili olabileceğini gösteriyor. Örneğin 20 çalışmayı ve 732 katılımcıyı inceleyen bir meta-analizde, orman ortamında bulunan kişilerde sistolik ve diyastolik kan basıncının orman dışındaki ortamlara kıyasla daha düşük olduğu bildirildi.
Sistematik derlemelerde de orman ortamlarının stres, kaygı, depresif duygu durumu ve bazı kardiyovasküler göstergeler üzerinde olumlu etkileri olabileceğine dair bulgular bulunuyor. Bununla birlikte çalışmaların kalitesi her alanda aynı değil. Bu nedenle orman banyosunu bir “mucize tedavi” olarak görmemeliyiz.
Ama belki de her şeyi hemen rakamlarla ölçmek zorunda değiliz.
Çünkü hepimiz bu hissi biliriz:
Ormana gergin girersin – daha sakin çıkarsın.

🌳 Orman canlı bir ağdır
Tek bir ağaç, doğanın içinde tamamen izole bir şekilde yaşamaz.
Ağaçlar karmaşık bir ekosistemin parçasıdır. Kökler, toprak organizmaları ve mantar ağları aracılığıyla bitkiler ve çevreleri arasında çok çeşitli ilişkiler bulunur.
Bunu şöyle ifade edebiliriz:
Orman sadece bir ağaç topluluğu değildir.
O, yaşayan bir ağdır.
Belki de bu görüntü biz insanlar için de çok anlamlıdır.
Çünkü bugün çoğu zaman sinir sistemimizi sürekli uyaran bir dünyanın içinde yaşıyoruz:
Mesajlar, telefon, sosyal medya, randevular, gürültü.performans baskısı, sürekli ulaşılabilir olma hali…
Bedenimizin gerçekten gevşeyebilmesi için neredeyse hiç fırsat kalmıyor.
Sonra ormana gidiyoruz ve birden çevremiz değişiyor.
Daha az yapay uyaran, daha fazla doğal ses, daha fazla yeşil, daha fazla alan, daha fazla sessizlik…
Hiçbir şey yapmak zorunda değiliz. Sadece var olabiliriz.

Peki bunun Homeopati ile ne ilgisi var?
Çok fazla ilgisi var.
Hahnemann, Organon’unda § 4’de hekim ya da uygulayıcının görevini yalnızca hastalıkları tedavi etmek olarak görmez. Aynı zamanda sağlığın korunmasından da söz eder.Bu benim için şu anlama geliyor: Bir homeopat insanın hastalanmasını beklememeli ve yalnızca o zaman uygun ilacı aramamalıdır. İnsanlara, kendi sağlıkları için neler yapabileceklerini de hatırlatmalıyız. Çünkü homeopatik bir ilaç, bütün hayatımızın sorumluluğunu bizim yerimize üstlenemez.
Ben danışanlarıma bu yüzden sık sık şöyle söylüyorum:
“%60’ını ben yapıyorum – %40’ını siz üstleniyorsunuz.”
Benim %60’ım: Gözlemliyorum, analiz ediyorum. Kişinin bireysel semptomlarını ciddiye alıyorum ve mümkün olan en uygun homeopatik remediyi araştırıyorum.
Ama diğer %40? O danışana ait. Nasıl uyuyorsunuz? Nasıl besleniyorsunuz? Ne kadar hareket ediyorsunuz? Nasıl nefes alıyorsunuz? Zamanınızı nasıl geçiriyorsunuz? Hayatınızda ne kadar doğa var?
Ve en önemlisi: Aslında nasıl yaşıyorsunuz?

Belki de orman bu nedenle sağlığı korumanın bir parçası olmalı.
Bir tıbbi tedavinin yerine geçmesi için değil. Bir mucize ilaç olduğu için değil.
Sağlığı destekleyen bir yaşam biçiminin parçası olduğu için.
Doğa, nefes, hareket, doğal beslenme, sessizlik, uyku, ilişkiler, yaşam sevinci… Bunların hiçbirini bir globül bizim yerimize yapamaz. Belki de sağlık anlayışımızı yeniden değiştirmemiz gerekiyor. Sağlık, hastalık ortaya çıktığında başlamaz. Sağlık, her gün nasıl yaşadığımızla başlar. Ve belki de “ilacımız” bazen hiç aramadığımız bir yerde bizi bekliyordur: Ağaçların arasında.
Ormana git. Telefonunu eline almadan.
Bir hedef belirlemeden.
Saate bakmadan.
Sadece git.
Nefes al.
Dinle.
Hisset.
Ve bir süreliğine ormanın sadece orman olmasına izin ver.
Belki bedeninin bazen yeni bir ilaca değil, yeniden doğaya ihtiyacı vardır.
Ve belki de bu, sağlığı korumak dediğimiz şeyin önemli bir parçasıdır
Sevgiyle kalın
Rita Berta Kaya
