Sertleşen Cephelerin Yaşandığı Bir Zamanda İlişkiler
Günümüzde, insanlar arasındaki cephelerin giderek daha fazla sertleştiği bir dönemde yaşıyoruz. İster kadın ve erkek arasındaki ilişkilerde, ister ebeveynler ile çocuklar arasında, isterse sağ ve sol görüşler arasındaki siyasi tartışmalarda olsun; farklı düşünceler artık çoğu zaman bir zenginlik olarak değil, bir tehdit olarak algılanıyor.
Oysa farklı görüşlerin varlığı, demokratik bir toplumun en önemli unsurlarından biridir. Farklı bakış açıları gelişimi, yaratıcılığı ve yeni çözümleri mümkün kılar. Sorun, birbirimizi dinlemeyi bıraktığımız ve yalnızca kendi doğrularımızı geçerli kabul ettiğimiz noktada başlar.

Belki de çağımızın en büyük sınavlarından biri, karşımızdaki insana hemen katılmak zorunda olmadan onu anlamayı yeniden öğrenmektir. Kabul etmek, onun düşüncesini benimsemek anlamına gelmez. Kabul etmek; her insanın görüşlerini kendi deneyimleri, yetiştirilme tarzı ve yaşam hikâyesi doğrultusunda geliştirdiğini fark etmektir.
Bu durum özellikle kadın ve erkek ilişkilerinde belirgin şekilde görülmektedir. Geleneksel rollerin birçoğu değişmiştir. Bu değişim pek çok açıdan önemli bir ilerleme olarak değerlendirilebilir. Yasalar önünde eşitlik, fırsat eşitliği ve eşit işe eşit ücret modern toplumların önemli kazanımlarıdır.
Ancak aynı zamanda birçok insan, toplumsal değişimlerle birlikte yeni sorunların da ortaya çıktığını deneyimlemektedir. Aileler büyük bir ekonomik baskı altındadır. Günümüzde birçok ailede hem anne hem baba çalışmak zorunda kalmaktadır. Bunun sonucu olarak aileye, birlikte geçirilen zamana ve çocuklarla ilgilenmeye daha az vakit kalmaktadır.
Çocuk yetiştirme anlayışı da önemli ölçüde değişmiştir. Geçmiş nesiller çoğu zaman aşırı disiplinle büyürken, günümüzde bazen bunun tam tersi yaşanmaktadır. Birçok çocuk, karşılaşması gereken zorluklardan korunarak büyümektedir. Oysa öz güvenin, sorumluluk duygusunun ve içsel gücün gelişebilmesi için belirli ölçüde zorluklarla karşılaşmak gerekir.

Belki de gerçek, çoğu zaman olduğu gibi, uç noktaların arasında bir yerde yatmaktadır. Ne körü körüne itaat ne de sınırsız hoşgörü çocukların bağımsız ve sorumluluk sahibi bireyler olarak yetişmelerine yardımcı olur.
Modern teorilerin birçoğu kadın ve erkek arasındaki benzerlikleri vurgulasa da, sayısız insan günlük yaşamında farklı bir deneyim yaşamaktadır. Erkeklerin ve kadınların çoğu zaman farklı düşündüğünü, farklı hissettiğini, farklı iletişim kurduğunu ve hayattaki zorluklara farklı şekillerde yaklaştığını gözlemlemektedir.

Benim görüşüme göre bu farklılıklar yalnızca eğitimden veya toplumsal koşullanmadan kaynaklanmamaktadır. Bunların biyolojik, psikolojik ve hatta ruhsal doğamızın derinliklerine kadar uzandığına inanıyorum.
Kadın ve erkek birbirini tam da aynı olmadıkları için tamamlar. Erkek ,çocuk doğuramaz. Kadın ise yeni bir yaşamı kendi bedeninde büyütebilir, dünyaya getirebilir ve besleyebilir. Bu gerçek bile doğanın kadın ve erkeğe farklı yetenekler ve görevler verdiğini göstermektedir.
Bu nedenle bana göre geleceğin yolu, kadın ve erkeği birbirine benzetmeye çalışmak değil; farklılıklarını daha iyi anlamak ve takdir etmektir. Çünkü birçok çatışma, kadın ve erkeğin birbirine karşı çalışmasından değil, dünyaya farklı pencerelerden baktıklarını unutmalarından kaynaklanmaktadır.
Bir erkeğe mantıklı gelen bir durum, bir kadın için duygusal olarak soğuk görünebilir. Bir kadın için son derece doğal olan bir davranış ise bir erkek için anlaşılması zor olabilir.

Bu farklılıkları ne kadar iyi anlarsak, aramızdaki köprüleri kurmak da o kadar kolaylaşır. Mutlu ilişkiler kadın ve erkeğin birbirine benzemesiyle değil, farklılıklarını saygıyla karşılayıp bir zenginlik olarak görebilmeleriyle oluşur.
Bu nedenle bir ilişkinin yalnızca sevgiye değil; anlayışa, saygıya ve zaman zaman dünyaya karşı tarafın gözlerinden bakabilme becerisine de ihtiyacı vardır.
Belki de çağımızın en önemli mesajı şudur: Aynı fikirde olmak zorunda değiliz. Aynı şekilde düşünmek zorunda değiliz. Birbirimizi ikna etmek zorunda değiliz. Ama birbirimizi dinlemeyi öğrenebiliriz.Çünkü katılık uzaklık yaratır. Anlayış ise bağ kurar.
Ve gerçek değişim, insanların birbirine yeniden rakip veya düşman olarak değil, insan olarak yaklaşmaya başladığı yerde doğar.
Psikolojik, sosyal ve toplumsal boyutların yanında, modern ilişkilerde sıklıkla göz ardı edilen bir başka boyut daha vardır: kadın ve erkek arasındaki enerjisel dinamik.
Birçok spiritüel öğretiye göre insanlığın başlangıcından bu yana eril ve dişil prensip arasında doğal bir enerji alışverişi bulunmaktadır. Bu alışveriş üstünlük ya da boyun eğme üzerine değil, karşılıklı verme ve alma dengesi üzerine kuruludur.

Bu modele göre erkek önce kadına eril enerjisini sunar. Bu enerji koruma, güvenlik, istikrar ve yön duygusu taşır. Kadın bu enerjiyi hissedip kendini güvende ve kabul edilmiş hissettiğinde açılır ve kendi dişil, yaratıcı ve cinsel enerjisini erkeğe geri verir. Böylece doğal bir enerji döngüsü oluşur.
Cinsel açıdan tatmin olmuş bir erkek çoğu zaman daha fazla üretkenlik, motivasyon ve yaşam gücü geliştirir. Sorumluluk almaya, bolluk ve bereket oluşturmaya, partnerine saygı, takdir ve değer vermeye daha yatkın hale gelir.
Enerjisel düzeyde bu süreç sıklıkla çakralarla açıklanır.
Üçüncü çakrada yaşamda sorumluluk alma ve etkili olma gücü ortaya çıkar.
Kadın dördüncü çakrada kalbini açar ve sevgi, sıcaklık ve şefkat sunar.
Erkek bu enerjiyi beşinci çakrada güzel sözler, takdir, iltifat ve değer verme yoluyla geri iletir.

Bu şekilde görüldüğünü ve takdir edildiğini hisseden kadın altıncı çakrada sezgilerini açmaya başlar. İnsanları, olayları ve gelecekteki olasılıkları daha derinden hissedebilir ve partnerine değerli rehberlik sunabilir.
Bu ilhamı alan erkek ise yedinci çakrada anlam, güven ve ruhsal bağlılık geliştirir ve bu enerjiyi tekrar partnerine aktarır.
Böylece karşılıklı destek ve beslenme döngüsü oluşur ve sonunda her iki taraf da daha fazla uyum, denge ve derin bağlılık hissine ulaşır.
Bu bakış açısına göre günümüzdeki birçok ilişki sorununun temelinde bu doğal enerji akışının bozulması yatmaktadır. Eril enerjiyi sürekli olarak kadının taşımak zorunda kaldığı durumlarda her iki taraf da zamanla dengesini kaybedebilir.
Erkek kendisini bilinçsizce yetersiz, güçsüz veya gereksiz hissedebilir.
Kadın ise kendisini aşırı yük altında, desteklenmemiş ve yalnız hissedebilir.

Böyle bir durumda her iki tarafın da kalbini tam anlamıyla açması zorlaşır. Sevgi, anlayış, takdir ve ilham eksik olduğunda ilişkinin canlılığı azalır. Yakınlığın yerini mesafe alır ve birçok ilişki sonunda bu dengesizlik nedeniyle sona erer.
Elbette her ilişki kendine özgüdür. Mutlu bir ilişkinin tek ve değişmez bir formülü yoktur. Ancak bu enerjisel prensipleri anlamak, birçok insanın ilişkilerine farklı bir gözle bakmasına ve tekrarlayan kalıplarını fark etmesine yardımcı olabilir.
İşte tüm bu konuları ve çok daha fazlasını Dynamis Şifa Atölyesi’nde başta homeopati olmak üzere, birbirinden farklı birçok eğitim ve çalışmalarla öğreneceksiniz.
Birlikte ilişkilerin enerjisel temellerini, eril ve dişil enerjinin dinamiklerini, bedenin dilini, bilincin önemini ve günlük yaşamda daha fazla uyum, anlayış ve sevgiye ulaşmanın yollarını keşfedeceğiz.
İlişkileri sadece yaşamak değil, bilinçli bir şekilde inşa etmek isteyen herkesi aramızda görmekten mutluluk duyarız.
Sevgi ve saygılarımla,
Rita Berta Kaya

