Vitamin D güneş yoluyla nasıl oluşur?

Vitamin D güneş yoluyla nasıl oluşur?

Önemli: Güneş olmadan vücudun kendi Vitamin D üretimi mümkün değildir.

İnsan derisinde 7-dehidrokolesterol adı verilen doğal bir ön madde bulunur. Bu madde, güneşin UV-B ışınlarıyla aktive olur ve vücudun kendi “güneş hormonu” olan Vitamin D₃’ün (kolekalsiferol) üretiminin temelini oluşturur.

Oluşan Vitamin D₃ daha sonra karaciğer ve böbreklerde aktif hormon formu olan kalsitriol’e dönüştürülür. Kalsitriol vücutta bir hormon gibi etki eder ve binin üzerinde genin aktivitesini düzenler.

Bu nedenle şunu net olarak söylemek gerekir:
Güneş olmadan vücudun kendi Vitamin D üretimi gerçekleşmez.

Vitamin D, aslında klasik anlamda bir vitamin değil, bir hormondur. Vitaminler besinlerle alınmak zorundadır ve çoğunlukla yardımcı maddeler olarak görev yapar, genler üzerinde doğrudan bir düzenleyici etkileri yoktur.

Vitamin D ise vücutta sentezlenir, hormon reseptörleri üzerinden etki eder ve hücre bölünmesi, bağışıklık yanıtı, iltihaplanma süreçleri ve kemik metabolizması gibi temel biyolojik süreçleri yönetir. Bu nedenle günümüzde birçok bilim insanı Vitamin D’den “güneş hormonu” olarak söz etmektedir.

Ancak güneş yalnızca bir ışık kaynağı ya da Vitamin D sağlayıcısı değildir; insan için merkezi bir biyolojik zaman düzenleyicisidir. Binlerce yıl boyunca insan organizması doğrudan güneş ışığıyla iç içe yaşamıştır; bu bağ modern yaşam tarzıyla büyük ölçüde zayıflamıştır.

Güneş ışığı yalnızca Vitamin D üretimini değil, aynı zamanda bağışıklık sistemini, ruh hâlini, uyku-uyanıklık döngüsünü ve hormonal süreçleri de etkiler. Kronobiyoloji (vücudun zaman planı olarak düşünülebilir) ve psikoneuroimmünoloji alanındaki araştırmalar, ışık eksikliğinin depresyon, artan enfeksiyon yatkınlığı ve metabolik bozukluklarla ilişkili olabileceğini göstermektedir.

Homeopatik terapist Kathy Roberts, “Sunshine Healing” yaklaşımıyla güneşe farklı bir açıdan bakmayı önerir; güneşi yalnızca tek başına bir besin kaynağı olarak değil, insanı birçok düzeyde düzenleyen karmaşık bir biyolojik ve enerjetik etki olarak ele alır.

Roberts’a göre güneş, depresyonu yalnızca baskılayan bir unsur değil, sinir sistemi için düzenleyici bir uyaran olarak etki eder ve şu temel düşünceyi vurgular:
Işık yalnızca enerji değil, aynı zamanda bilgidir.

Güneş ışığı hücreler arası iletişimi etkiler, mitokondrilerdeki enerji üretim süreçlerine etki eder ve hücresel düzeyde düzen ve farklılaşmayı destekler. Aynı zamanda iç ritimlerimiz için bir orkestra şefi gibi çalışır; göz retinasındaki ışığa duyarlı reseptörler aracılığıyla hipotalamusa sinyaller gönderir ve böylece insanın iç biyolojik saati olan sirkadiyen ritmi düzenler.

Bu ritim, ne zaman uyanık ya da yorgun olacağımızı, ne zaman acıkacağımızı, hormon salgılayacağımızı, odaklanacağımızı ya da yenileneceğimizi belirler. Sirkadiyen kelimesi Latince kökenlidir ve “yaklaşık bir gün” anlamına gelir.

Özellikle sabah güneş ışığı vücuda düzen, aktivite ve yapı zamanının geldiğini bildirir. Bu ışık sinyali eksik olduğunda, laboratuvar değerleri normal görünse bile birçok düzenleyici süreç dengeden çıkabilir.

Güneş ışığı serotonin üretiminde de özel bir role sahiptir. Serotonin yalnızca bir “mutluluk hormonu” değildir; duygusal denge, stresle başa çıkabilme, iç motivasyon ve zihinsel berraklık için temel bir nörotransmitterdir.

Özellikle yorgunluk, iç huzursuzluk, kış depresyonu ya da duygusal donukluk yaşayan kişiler için güneş ışığı vazgeçilmez ve yerine konamaz bir kaynaktır.

Kronik iltihaplanmalar, otoimmün süreçler, tekrarlayan enfeksiyonlar ve sözde “normal” değerlere rağmen artan hastalanma eğilimi söz konusu olduğunda güneş ışığının önemi daha da belirginleşir; bu yaklaşım homeopatik ve bütüncül sağlık anlayışıyla da uyumludur.

Güneş, hücrelerin görevlerini yeniden daha net algılamasına yardımcı olan doğal bir düzenleyici olarak görülebilir; bu düşünce yaşam gücü, düzenleme ve öz-iyileşme kavramlarıyla örtüşmektedir.

Sağlık, hastalıkla başlamaz; insanın yaşadığı doğal koşullarla başlar. Bu noktada şu soru kendiliğinden ortaya çıkar:
İnsanlık tarihi boyunca güneşle iç içe yaşanmışken, bugün neden güneş çoğunlukla uyarılar, güneş gözlükleri ve güneş kremleriyle anılmaktadır?

Güneş hormonunun, yani Vitamin D’nin aktive olmasıyla kemik ve diş sağlığı açısından kalsiyum ve fosfat emilimi düzenlenir, osteoporoz, raşitizm ve kemik zayıflığına karşı koruma sağlanır.

Bağışıklık sistemi güçlenir, özellikle solunum yolları enfeksiyonlarına karşı direnç artar ve otoimmün tepkilerin düzenlenmesi desteklenir.

Psikolojik ve sinir sistemi düzeyinde serotonin ve dopamin üzerindeki etkisi sayesinde ruh hâli, motivasyon ve iç denge olumlu yönde etkilenir; Vitamin D eksikliği depresyonla ilişkilendirilmektedir.

Ayrıca kalp ve damar sağlığı için kan basıncının düzenlenmesine katkı sağlar, iltihaplanmayı azaltır ve damar elastikiyetini destekler.

Hücresel düzeyde büyüme ve farklılaşmayı düzenler, kontrolsüz hücre bölünmesine karşı koruyucu rol oynar ve kronik hastalıkların önlenmesinde önemli bir yere sahiptir.

Sirkadiyen ritmin bozulması; uyku problemleri, kronik yorgunluk, hormonal dengesizlik, kilo artışı, depresif duygu durum ve bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla sonuçlanabilir.

Bu bozulmanın başlıca nedenleri arasında yetersiz gün ışığı, akşam saatlerinde ekran ışığına maruz kalma, düzensiz uyku saatleri, vardiyalı çalışma ve kronik stres yer alır.

Güneş ışığı iç biyolojik saatimizin en önemli zaman belirleyicisidir; sabah ışığı berraklık, odaklanma ve enerji sağlar, akşam karanlığı ise uyku, iyileşme ve yenilenmeyi destekler. Bu denge bozulduğunda vücut doğal ritmini kaybeder.

Sirkadiyen ritim, güneş ve ışık olmadığında uyumunu yitiren bir iç orkestraya benzetilebilir.

Güneş ışığı eksik olduğunda Vitamin D takviyeleri bir eksikliği telafi edebilir, ancak güneşin bütüncül etkisini yerine koyamaz; çünkü takviyeler sirkadiyen bir sinyal, ışık bilgisi ve nöroendokrin ince ayar sağlamaz.

Homeopatide olduğu gibi burada da temel ilke ölçülülük ve aşırıya kaçmamaktır. Vitaminler besinlerle alınır, hormonlar ise vücutta üretilir ve reseptörler aracılığıyla gen aktivitesini ve beden işlevlerini düzenler.

Güneş hormonu Vitamin D bu açıdan özel bir yere sahiptir; çünkü deride ışıkla üretilir, kalsitriol formuna dönüşür ve Vitamin D reseptörlerine bağlanarak yüzlerce, hatta binlerce geni düzenler.

Samuel Hahnemann, Organon’un 4. paragrafında hekimin görevini yalnızca hastalık tedavisi değil, sağlığın korunması olarak tanımlar ve böylece bugün önleyici ve bütüncül sağlık yaklaşımı olarak anlaşılan bir ilkeyi ortaya koyar.

Bu anlayışa göre sağlığın korunması; doğal bir yaşam ritmini, hareketi, kişiye uygun beslenmeyi ve ışık, uyku ile stres gibi çevresel faktörlerle bilinçli bir ilişkiyi içerir.

Güneş, dar anlamda bir homeopatik ilaç değildir; doğal ve sağlığı destekleyen bir yaşam unsurudur. Homeopati ise benzerlik ilkesine göre potansiyelize edilmiş ilaçlarla çalışır.

Bu iki yaklaşım birbiriyle çelişmez, aksine bütüncül bir sağlık anlayışı içinde birbirini tamamlar.

Güneş her zaman aynı anda beden, ruh ve düzenleyici sistemler üzerinde etki eder ve bu anlamda sizlere sağlıklı, güneşli ve mutlu bir yaşam dilerim.

Rita Berta Kaya