Bu dünyada her gün dışarıdan yeni korkularla karşı karşıya bırakıldığımız bir ortamda dehşeti neredeyse birbirini aşan haberler bize ulaşıyor. Bu haberler akıl almaz bir hassasiyetle yayılıyor ve bu durum binlerce yıldır sürüyor; ancak özellikle Prof. Dr. Sigmund Freud ve yeğeni Edward Bernays ile birlikte modern propagandanın başlamasından sonra daha da güçlendi. Bu korku, öfke, kızgınlık ve sürekli tetikte olma hâli insanları hasta ediyor ve bu da ilaç endüstrisini besliyor. Propaganda sistemini, onun “donanımını ve yazılımını” anlayan insanlar, bizim olumsuz duygularımızdan besleniyor. Çünkü bu duygular sistemi ayakta tutuyor.

Kelimenin tam anlamıyla küçük bir grup, bu bilgi sayesinde milyarlarca insanı yönlendiriyor. Çünkü birçok insan, evrenle, Allah’la ya da nasıl adlandırmak istersek isteyelim onunla bağlantılı olan içsel gücünü, yaşam gücünü fark etmiyor ve yoksulluk, korku, öfke ve nefret çıkmazından nasıl çıkacağını bilmiyor. Oysa içinde yaşadığımız çağ sadece kötü değildir. Aksine, bize her şeyi göstermektedir. En gelişmiş bilgisayarlar ve robotlar biz insanlar tarafından yaratılmıştır. Bu da, bu makineleri mümkün kılan çok daha büyük bir gücü ve bilgeliği içimizde taşıdığımız anlamına gelir.
Sorun makineler değildir. Çünkü bir makine her zaman arkasındaki insanın niyetine göre çalışır. Onun kendi bilinci, ahlakı ya da içsel rehberliği yoktur. Bu bir araba gibidir: Onunla dünyayı dolaşabilir, güzel yerler keşfedebilir, insanlarla tanışabilir ve hayatı kutlayabilirsin. Ya da bir kalabalığın içine dalıp kendine ve başkalarına zarar verebilirsin. İyi ya da kötü olan araba değil, onu yöneten insanın içsel programıdır.

İşte tam da burada Dr. Samuel Hahnemann’ın 220 yıldan fazla bir süre önce Organon’un 9. ve 10. paragraflarında tanımladığı yaşam gücü anlayışı devreye girer. Yaşam gücü, insanda beden, zihin ve ruhu yöneten düzenleyici ve akıllı bir güçtür. Tepkilerimiz, sağlığımız ya da hastalığımız bu güçten doğar. Bu içsel programlar bugün ortaya çıkmış değildir; yüzyıllardır insanlığa eşlik etmektedir.
Epigenetik ve Psiko-Nöro-İmmünoloji gibi modern bilimler, Hahnemann’ın sezgisel olarak ve gözlem yoluyla fark ettiği şeyi bugün doğrulamaktadır. Düşüncelerimiz, duygularımız, travmalarımız ve kalıplarımız biyolojik sistemimizi doğrudan etkiler. Homeopatide bu derin bozulma programlarına “miyazmalar” deriz. Hahnemannbaşlangıçta üç temel miyazmayı tanımlamıştır: Psora, Sykosis ve Sifilis. Zamanla bunlara yenileri eklenmiştir. (Miyazma teorisini başka bir zaman daha ayrıntılı anlatacağım).

Güç ve yönlendirme sistemlerini kuranlar, insanı en hızlı neyin hasta ettiğini çok iyi bilir: Korku, öfke, utanç, nefret, umutsuzluk ve çaresizlik. Tam da bu duygular yaşam gücünü dengesizleştirir, miyazmatik programları aktive eder bedensel, ruhsal ve zihinsel düzeyde hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur.
Ama iyi haber şudur: Bunun farkına vardığımız anda, uykudan uyandığımızda ve gerçekte ne olduğunu görmeye başladığımızda, içimizden net bir “Hayır” diyebiliriz. Dışarıdan bir bilgisayar gibi yönetilmeye “Hayır”. Sorumluluğumuzu devretmeye hayır. Çünkü biz insanız, makine değiliz. Ve içimizde muazzam bir güç taşıyoruz.
Bu içsel gücü yeniden keşfetmenin, aktive etmenin ve insanlığın yararına kullanmanın sayısız yolu vardır. Gerçek değişim tam olarak burada başlar: Kendimizden başlamak ve suçlu ya da kurtarıcıyı dışarıda aramayı bırakmak.

Mahatma Gandhi’nin dediği gibi: “Dünyada görmek istediğin değişim, önce sen ol.” Biz sadece dünyayı yansıtırız. Dış dünyada var olan tüm eğilimler, bedenimizin dünyasında da vardır. Eğer kendimizi değiştirebilseydik, dünyanın eğilimleri de değişirdi. Bir insan kendi doğasını değiştirdiğinde, dünyaya karşı tutumu da değişir.
Bu şu anlama gelir: Savaş istemiyorsan, önce kendinle ve başkalarıyla barış. Zenginliği yaşamak istiyorsan, zaten içinde yaşadığın zenginliği fark et ve her gün en az beş şey için şükret. Ve en önemlisi, dikkatini bilinçli olarak dış dünyadaki vahşetten ve sürekli korku yayan haberlerden çek. Çünkü dünyada her zaman vahşet vardı ve olacaktır(Yin ve Yang prensibidir). Önemli olan enerjini neye verdiğindir.
Hayatının sorumluluğunu aldığında, iyilik yaptığında, affettiğinde, yardım ettiğinde ve sevgi dolu sağlıklı bir dünya için aktif olduğunda, hayatın kısa sürede değişecektir. Bunun için öncelikle paraya ihtiyacımız yok. En önemlisi, her bireyin bilinçli eylemidir.
Propaganda yüzyıllardır insanlığı bölmek üzerine kuruludur. Bunu yakın zamanda Corona döneminde gördük: Aşılılar ve aşısızlar, sağ ve sol, Galatasaray ve Fenerbahçe… Hep aynı ilke: Kim daha iyi, kim daha kötü? İktidar sahiplerinin istediği tam olarak budur.

Ama bölünmemek için cesaretin varsa, küçük şeylerde bile nazik kalırsan, insanları saygıyla uyarırsan ve yardımsever olursan, işte o zaman değişim başlar. Etrafımızdaki değişimleri fark et ve içsel olarak hazırlan. Çünkü her değişim küçükten başlar.
Gerçekten özgür olmak istiyorsan, başkalarının senin hakkında ne düşündüğünün önemi olmamalıdır. Aksi halde kendini “Zaten hiçbir şeyi değiştiremem” düşüncesiyle bir hapishaneye kapatırsın.
En önemli şey sakin kalmaktır, düzenli olarak mola vermektir, benzer düşünen insanlarla bağlantı kurmaktır ve bilinmeyen gelecek karşısında paniğe kapılmamaktır. Her şeyden önce şunu fark etmeliyiz: Bu “matrixdünyasında” düşüncelerimizle aydınlık ve barış dolu bir gelecek yaratabiliriz. Düşüncelerimizin gücü vardır. Aynı yolda yürüyenlerle birlikte dünyayı değiştirebiliriz.
Sadece dilemek yetmez. Hayatın bize sunduğu fiziksel imkânları da görmeliyiz.
İşaretleri görmeliyiz, fırsatları yakalamalıyız, yeni projeler geliştirmeliyiz, sevgiyle bir araya gelmeliyiz ve bilinçli şekilde kendi yolumuzu yürümeliyiz. Sen sandığından çok daha güçlüsün. Ama birçok insan kendine inanmaz.

Oysa biz birbirimize bağlıyız. Bu evrenin, morfogenetik alanın içindeyiz. Ve biz çokuz. Bu bağlantılar bilimsel olarak da defalarca açıklanmıştır, özellikle Rupert Sheldrake tarafından. Aynı zamanda Eckhart Tolle, Hz. İsa ve Hz. Muhammed gibi ruhsal öğretmenler de özünde aynı şeyi söylemiştir.
Öyleyse gelin, şu anda içine doğduğumuz bu güzel dünyayı birlikte koruyalım. Çocuklarımız ve torunlarımız için, davranışlarımızla ve bilgimizle onu sevgiyle ve barışla besleyelim.
Barış dolu sevgiyle,
Rita Berta Kaya
